| Kütüphane Haftası |
| ESMeR tarafından yazıldı. |
| Çarşamba, 04 Mart 2009 05:26 |
|
Kitabın yararlarının anlaşılması ve sayılarının çoÄŸalması sonucu kitaplıklar oluÅŸtu. Kitaplıkların geliÅŸmesi ile kütüphaneler meydana geldi. Herkesin yararlanması okuması, baÅŸvurması için kurulan, içinde kitaplar bulunan binaya kütüphane denir. Millî EÄŸitim Bakanlığı, Mart ayının son pazartesi günü baÅŸlayan haftaÂnın Kütüphane Haftası olarak deÄŸerlendirilmesini kararlaÅŸtırmıştır. Hafta süresince kütüphanenin önemi anlatılır. KütüphaneciliÄŸin sorunları kamu oyuna duyurulur. Halk, kütüphanelerin geliÅŸmesi için bilinçlendirilir. Okullarımızda kütüphanenin yararlarından söz edilir. Kütüphanelerde uyulması gerekli kurallar öğretilir. Kütüphaneler eski çaÄŸlardan beri insanlığın hizmetindedir. Eldeki bilgilere göre ilk kütüphane, Asurlular zamanında kurulmuÅŸtur. Osmanlı imparatorluÄŸu döneminde de kitaba ve kütüphaneye önem verilirdi. O dönemden zamanımıza kadar gelen büyük kütüphaneler vardır. Yurdumuzun belli baÅŸlı büyük kütüphaneleri ÅŸunlardır : İstanbul’da Süleymaniye ve Beyazıt Devlet Kütüphaneleri. Ankara'da Millî Kütüphane, Millet Meclisi Kütüphanesi, Orta DoÄŸu Teknik Üniversitesi Kütüphaneleridir. Bunlardan Millî Kütüphane, 15 Nisan 1946 tarihinde kuruldu. Açılış tarihinde içinde iki kitap bulunan bu kütüphanemizde bugün 620 bin kitap vardır. Kütüphanelerimizdeki kitap sayısı yaklaşık 6 milyon kadardır. Kütüphanelerde, kitapların korunması, kitapların sınıflandırılması ve okuyucuya kitap verilmesi için uzman memurlar bulunur. Bu memurlara kütüphaneci denir. Kütüphanecilik özel bir eÄŸitimi ve öğretimi gerektiren bir meslektir. Bu amaçla üniversitelerimizde kütüphanecilik bölümleri açılmıştır. Bu bölümlerde öğrenimlerini tamamlayanlar kütüphanelerde görev yaparlar. YaÅŸadığımız yüzyıl bilgi, ilerleme dönemidir. Kitaplar bilime giden yoldur. Çağımızın buluÅŸlarını kitap, dergi gazete gibi yayın organlarından izleriz. OkuduÄŸumuz kitaplar, dergiler, gazeteler bilgilerimizi artırır. Bizi dünyadaki geliÅŸmelerden, deÄŸiÅŸmelerden haberdar eder. Kitaplar sevgili dostlarımızdır. Kitaplıklar, kütüphaneler kitapların bir arada bulunduÄŸu yerlerdir. BulunduÄŸumuz yerdeki kütüphanelerden yararlanalım. Kütüphanelerin zenginleÅŸmesi için kitap armaÄŸan edelim. Kitapların korunduÄŸu, yerleÅŸtirildiÄŸi kitaplığı, kütüphaneyi temiz tutalım. Okuma salonlarında kimseyi rahatsız etmeyelim. KÜTÜPHANEDE UYULMASI GEREKEN KURALLAR Kütüphaneye ayakkabılar paspasa silinerek girilmelidir. Palto, pardösü, manto v. b. vestiyere bırakılmalıdır. Kimlik, ilgili memura istemeden teslim edilmelidir. Kütüphaneden alınacak kitabın nasıl aranacağı bilinmiyorsa ilgili memurlardan sorulmalıdır. Açıklamaları, dikkatle dinlemelidir. İstenen kitap için fış doldurulmalıdır. Yerimize oturup kitabın gelmesi beklenmelidir. Okuma salonunda kimse rahatsız edilmemelidir. Kitap sayfaları sessiz çevrilmelidir. Kütüphane salonunda sessiz yürünmelidir. Kitapların kapağı, sayfaları çizilmemeli, yırtılmamalıdır. Kütüphanenin okuma salonunda hiçbir ÅŸekilde sigara içilmemeliÂdir, sakız çiÄŸnenmemelidir. OKUMA KİTAPLARIM Bu yazıda ünlü ozanlarımızdan Z. Osman Saba kitapları hakkında duygu ve düşüncelerini anlatıyor. Sevgili okuma kitaplarım. O kitaplar aylara bölünmüştü. Kış aylarına düşen parçalarda kış resimleri vardı. Sonra, o resimler gittikçe deÄŸiÅŸirdi. Dallar, yavaÅŸ yavaÅŸ tomurcuklanır, aÄŸaçlar çiçek açardı. Paltolu çocuklar, paltolarını çıkarmaya baÅŸlardı. O resimler böylelikle, bizlere de tatilin yaklaÅŸmakta olduÄŸunu hatırlatırdı. Bazen kitapların son sayfasını açardım. Orada bir kelebek veya çiçekli dala konmuÅŸ bir kuÅŸ resmine dalar giderdim. Bu sayfalara ne zaman geleceÄŸiz? Bu sayfaları okuyacağımız günlere ne zaman kavuÅŸacağız, diye düşünür dururdum. Oysa daha okulda yılın yarısına bile ulaÅŸmamıştık. Sınıfımızın camlarını sert yaÄŸmurlu kış rüzgarları sarsıyordu. Böyleyken ben kitaplardaki o resimlere baktıkça yaz tatilinin hayallerine kapılmaktan kendimi alamazdım. Neler düşünürdüm neler.. Sınavların baÅŸlayacağı günleri düşlerdim. Okuma dersinden hiç korkulur mu? Güzel bir Mayıs günü, sınav odasına girecektim. Öğretmenim beni güler yüzle karşılayacaktı. Önüme çıkan parçayı okuyacaktım. Ben okurken dışardan kuÅŸlar ötüşecek yeni yapraklanmış aÄŸaçların sallandıkları görünecekti. Bahar yemiÅŸlerini satan satıcıların sesleri, çaÄŸrışmaları duyulacaktı. Öğretmenlerim okuduÄŸum parça ile ilgili sorular soracaklar, ben hemen cevapları verecektim. Sonra «yeter» diyecekler, sınav odasından uçar gibi çıkacaktım. Okuma kitaplarındaki son parçalara baktıkça bunları düşünürdüm. Dost okuma kitaplarım. Onlarda neler yoktu? Kısa pantolonları diz kapakları örtecek ÅŸekilde biraz geçen saçları düzgünce taranmış güler yüzlü çocuk resimleri vardı. O kitaplarda temiz giyimli köylüler, babalar, analar vardı. Bu insanların güzel resimleriyle doluydu, okuma kitaplarım. Bu resimlerdeki insanlar güzel bir dünyanın insanlarıydı. Kötülük bilmezlerdi, iyilikten baÅŸka bir ÅŸey düşünmezlerdi. «Bizim gibi olun, iyilikten baÅŸka bir ÅŸey düşünmeyin» derdi. Bu unutamadığım eski okuma kitaplarından bugün bir tanesi bile yok. Onların ÅŸimdi hayalimdeki yapraklarım çevirirken yine de onları eskitmemek istiyorum. Onlardan ezberimde kalan parçaları yer yer okuyorum. Bu yüzden yangında yanmış kitaplar gibi sayfaların çoÄŸu eksik. Sevgili dost okuma kitaplarım, sizleri zamanla bu kadar özleyeceÄŸimi hiç bilmezdim. Böyle olacağını bilseydim, birkaçınızı olsun öbür kitaplarımın yanında saklamaz olur muydum? Ziya Osman SABA |